Şeker Portakalı

Küçük Bir Çocuğun Kalbinde Büyümek

Bazı kitaplar vardır…

Okurken sessizce ağlarsın.

Satırlar arasında büyürsün,

bir çocuğun gözlerinden dünyayı yeniden tanırsın.

Şeker Portakalı işte tam da böyle bir hikâyedir.

Küçük Zezé ile tanışırsın önce…

Bir çocuğun yaramazlığına değil, yüreğinin derinliğine hayran olursun.

İçinde taşıdığı koca yalnızlığa, hayal gücüne, hayata tutunma çabasına…

Sayfalar ilerledikçe anlıyorsun ki,

bu sadece bir çocuğun hikâyesi değil.

Bu, ihmalin, sevgisizliğin, yokluğun içimizde açtığı görünmez yaraların hikâyesi.

Ama aynı zamanda sevmenin, bağ kurmanın, kaybetmenin ve yeniden sevebilmenin de…

Zezé’nin konuştuğu şeker portakalı ağacı,

aslında her birimizin bir zamanlar konuştuğu hayali dostlar gibi.

Belki de içimizde sakladığımız umut…

Sayfalar çevrildikçe, çocukça bir sevginin,

kırık bir kalbin nasıl da ağır geldiğini hissediyorsun.

Ve kitap bittiğinde…

Sadece gözlerin dolmuyor;

çocukluğunu, kendi yalnızlığını, o içtenlikli sevgileri düşünüyorsun.

Çünkü Zezé’nin yaşadıkları,

bir çocuğun ne kadar derin bir dünyaya sahip olduğunu hatırlatıyor bize.

Ve bir çocuğun, sevgiye en çok ihtiyaç duyduğu anda,

ona verilen suskunluğun nasıl da ömür boyu iz bıraktığını...

Belki de bu yüzden gözyaşlarıyla kapanıyor son sayfa.

Sadece Zezé için değil…

Kendi içimizde susturduğumuz çocuk için de.

Yorumlar