Alarm çaldığında henüz güneş bile tam olarak doğmamış oluyor çoğu zaman. Aceleyle yataktan kalkıp, rutin hareketlerle hazırlanıyorum. Günün ilk kahvesini telaşla içerken, aklımda hep yetişmem gereken bir sonraki görev var. İşe gidiyorum, işten dönüyorum, akşam oluyor ve sonra tekrar sabah...
Bu döngüye sıkışıp kalmış gibi hissediyorum bazen. Durup nefes almaya, gökyüzüne bakmaya ya da içten bir gülümsemeyle etrafa bakınmaya zamanım kalmıyor. Hayat, hızlı adımlarla yanımdan geçiyor sanki. Ve ben, bir sonraki görevimi düşünürken, onu hep kaçırıyorum.
Kaç kez dışarıdaki havayı, baharı, yağan yağmuru sadece camdan görüp iç geçirdim. Kaç defa sevdiklerimle bir aradayken, aklımda bitmesi gereken işler yüzünden anı yaşayamadım. Peki bu kaçırılan anlar, sonunda bana ne kazandırıyor? İş hayatının gereklilikleri, faturaları ödeme zorunluluğu ve geçim derdi arasında hayatı ertelemek, sonunda pişmanlıktan başka ne bırakıyor geriye?
Belki de hayat dediğimiz şey, aslında kaçırdığımız o küçük anların içinde gizli. Sabah içilen kahvenin tadını, sevdiğimiz insanın sesini, bir dost sohbetinin sıcaklığını, ya da çocuklarımızın büyümesini görmek gibi...
Bugün kendime soruyorum: Hayatı kaçırdığımı fark ettiğimde, hâlâ zamanım olacak mı onu yakalamak için?
Belki biraz yavaşlamak, hayatı yaşamak için o koşturmacanın içinde küçük molalar vermek gerekiyor. Çünkü hayat, yarına ertelenemeyecek kadar değerli ve hızlı geçiyor.
Sesli olarak dinlemek isterseniz 👇🌿

Yorumlar
Yorum Gönder