Yıllardır bir yalanın içinde yaşıyoruz. Bunu biliyoruz. Gözümüzü kapattığımız her gecede, içten içe farkındayız aslında. Ama yine de devam ediyoruz. Çünkü bazen gerçekle yüzleşmek, o yalanı yaşamaktan çok daha fazla acıtıyor.
Hayat, her fırsatta gerçeği suratımıza çarpıyor. Bir bakışta, bir sessizlikte, bir iç çekişte… Ama biz hep aynı şeyi yapıyoruz: görmezden geliyoruz. Çünkü kabullenmek; bir şeylerin bittiğini, bir şeylerin hiç olmadığını, bir şeylerin sadece biz istiyoruz diye var olmadığını kabul etmek demek. Ve buna hazır değiliz.
O yüzden bile isteye kalıyoruz o yalanın içinde. Çünkü birinin hayatında figüran olmaktansa, kendi hayatımızın başrolü olmaya cesaretimiz yok belki de.
İçimizde bir ses “Bu doğru değil” diye haykırıyor. Ama o sesi bastırmayı öğrendik artık. Gülüyoruz, konuşuyoruz, evin içinde dolanıyoruz ama aslında sadece o yalanın etrafında dönüp duruyoruz. Her gün biraz daha kendimizden uzaklaşıyoruz.
Ve gün geliyor… Yıllar sonra aynaya baktığımızda bir yabancıyla karşılaşıyoruz. "Ben kimdim?" diyoruz. “Ne zaman unuttum kendimi?”
O an anlıyoruz ki, en büyük kaybımız; bir başkası değil, kendimiz olmuşuz.
Bile isteye…
Göz göre göre…
Kendimize kıya kıya…

Yorumlar
Yorum Gönder