Bir Kadının Sessiz Vedaları

Kadın dediğin bazen bir evi sırtlanır, bazen bir hayatı…

Bir çocuğun uykusuz gecelerini, bir eşin dertlerini, yaşlanan bir annenin babanın yükünü sessizce taşır.

Ama çoğu zaman kimse sormaz:

“Sen nasılsın?” diye.

Çünkü kadınlar, güçlü olmaya mecbur bırakılmıştır.

Sanki yorulma hakları yokmuş gibi.

Sanki onların da bir omuzu dayanmaya muhtaç değilmiş gibi…

Bir kadın, fedakârlık yaparken bazen gençliğini bırakır bir köşeye.

Sessizce…

Bir kadının saçları erken beyazlar, gözleri erken dolup taşar.

Kendi hayallerini askıya alır; evlatlarının hayallerine yer açar.

Kendine sakladığı küçük düşlerini, başkalarının mutluluğu uğruna unutur.

Ve sonra herkes onun ne kadar “iyi bir eş”, “mükemmel bir anne”, “sadık bir evlat” olduğundan bahseder.

Ama onun da sadece “kendisi” olduğu bir yer pek kalmaz.

Kadın, çoğu zaman gitmek isteyip kalandır.

Ağlayacakken güleni,

yıkılmışken ayakta duranı,

kırılmışken hâlâ sarılabileni…

Ve bazen, tüm bu fedakârlıkların içinde,

kendini biraz biraz kaybeder.

Ama işin tuhafı şu ki; yine de pişman olmaz.

Çünkü kadınlar, sevgiyi böyle öğrenmiştir.

Kendinden vererek, eksilerek, büyüyerek…

Bu yüzden, bu yazı…

Kendinden çok başkaları için yaşayan,

ama hep ikinci plana atılan tüm kadınlara bir saygı duruşudur.

Sessiz vedalarınızın, görünmeyen emeklerinizin tanığıyız.

İyi ki varsınız… 

İyi ki varız...

Ve lütfen unutmayın: Kendiniz de olmaya hakkınız var.

Yorumlar