Bir Gölgede Yaşamak: Ego ve İnsan

Bir gün kendimizi aynada gördüğümüzde, gerçekten kendimize mi bakıyoruz, yoksa egomuzun yıllar içinde şekillendirdiği bir maskeye mi?

İnsan, var olduğu günden bu yana iki sesle yaşar: biri dışarıdan gelen, onu toplumun bir parçası olmaya çağıran; diğeri içinden fısıldayan, "sen özelsin" diyen... İşte bu ikinci ses, çoğu zaman ego olur. Sessiz başlar. Masum görünür. Ama zamanla büyür, kararlarımıza sızar, ilişkilerimize şekil verir, sevdiğimizle aramıza girer, hatta bazen kendimizle bile bizi yabancılaştırır.

Ego, öyle tuhaf bir varlıktır ki bazen bir başarıda arkamızdan gizlice gülümser. "Sen bunu başardın" derken, aslında bizi yalnızlaştırır. Çünkü egonun en sevmediği şey eşitliktir. Kendisini yukarıda görmek ister hep. Bu yüzden özür dilemek zordur. Teşekkür etmek bile bazen ağır gelir.

Ama içimizde bir başka ses daha vardır. Bazen bir çocuğun gözlerinde, bazen yaşlı bir kadının duasında, bazen yalnız bir fincan kahvede kendini gösterir. O ses, egosuz bir insandır. Sade. Sessiz. Samimi. O ses, var olmak için üstün olmaya ihtiyaç duymaz. O ses, sevilmek için mükemmel olmak zorunda değildir.

İnsanın en büyük savaşı başkalarıyla değil, kendi içindeki egoyla olan savaşıdır. Ve bu savaşta galip gelen, en çok susan, en çok anlayan, en çok kendini unutan olur.

Çünkü bazen kaybetmek, egoyu; bulmak ise gerçek insanı kazanmaktır.

Sen içinde taşıdığın hangi sesi daha çok dinliyorsun: Egoyu mu, insanı mı?

Yorumlar