📱 Bildirimler Arasında Kaybolan Zihinler | Ekrana Değil, Hayata Bakmak

Telefonum çaldı. Sonra bir mesaj geldi. Ardından biri aradı, bildirim düştü, uygulama uyarı verdi… derken on dakika geçti. Ne düşüneceğimi bile unuttum. Zihnim başka birinin ihtiyacına, başka bir sistemin sesine, başka bir dünyanın hızına göre şekillendi. Ve fark ettim ki; ben aslında orada değildim. O anın içinde değilim, ekranın içindeyim. Gözüm orada, ama ruhum nereye kaydı… bilmiyorum.

Bu sadece benim başıma gelmiyor. Bugün çoğumuzun zihni sessiz kaldığında bir huzur değil, bir boşluk çöküyor. Hemen telefona sarılıyoruz. “Boş durmak” artık alışılmamış bir şey. Her saniyeyi doldurmak zorundayız sanki. Ve ironik olan şu ki: Her şeyi takip ederken kendimizi kaybediyoruz.

Bir yerde okumuştum, şöyle diyordu: “Zihninin sahibi misin, yoksa yönlendirilen misin?”

O kadar güçlü geldi ki bu cümle. Çünkü cevap sandığım kadar iç açıcı değildi.

Telefonum çaldığında refleksle açıyorsam, biri yazmadan önce kontrol etme ihtiyacı duyuyorsam, her gün ekran süresi 5-6 saati buluyorsa… ben kimi yaşıyorum? Kendimi mi, algoritmayı mı?

Zihin yorgunluğu artık fiziksel yorgunluk gibi. Ama fark edilmiyor.

Çünkü bu yorgunluk, hareketsizlikle değil, aşırı uyarılmayla geliyor.

Ne zaman durmaya çalışsak içimiz sıkılıyor çünkü durmayı unuttuk.

Halbuki zihin, sustuğunda yeniden şekillenir.

Tıpkı gürültülü bir odada sesimizi duyamadığımız gibi, kendi iç sesimizi de bu bildirimlerin ortasında kaybediyoruz.

Bazen otobüste oturuyorum. Etrafıma bakıyorum. Herkesin başı eğik, ekran aydınlık.

Kimse birbirine bakmıyor, kimse kendine bile bakmıyor.

Sadece geçiyoruz, sadece bakıyoruz ama görmüyoruz.

Gülüyoruz ama hissediyor muyuz gerçekten?

Yoksa ekran bize ne hissetmemiz gerektiğini mi söylüyor?

Bunu değiştirmek zor ama imkânsız değil.

Telefonu kapatmak değil belki mesele, ama biraz uzak durmak.

Birkaç saat bildirimleri sessize almak.

Gözünü ekrandan çekip gökyüzüne bakmak.

Bir fincan kahveyi telefonsuz içmek.

Ve en çok da sessizliğe alışmak.

Çünkü sessizlik ilk başta korkutucu gelir, ama bir süre sonra kendi sesin olur.

Ben artık bazı zamanlarda telefonu başka bir odada bırakıyorum.

Müzik bile açmıyorum. Sadece oturuyorum.

İlk birkaç dakika garip geliyor, sonra nefes alıyorum resmen.

Zihnim toparlanıyor, içim açılıyor.

Daha az yoruluyorum. Daha çok fark ediyorum.

Ve en güzeli… kendimi tekrar hatırlıyorum.

Çünkü bazen bir bildirim değil, bir duraklama kurtarır insanı.

Sadece biraz sessizlik.

Sadece biraz kendinle kalmak.

Ve sadece o anı hissetmek.

Geriye kalan çoğu şey... zaten çok fazla.

Sesli olarak dinlemek isterseniz 👇 🌿 

Yorumlar