Bazen uyanırsın ve daha gözünü açmadan günün nasıl geçeceğini bilirsin.
Kahve aynı, pencere aynı, düşünceler aynı.
Dışarısı değişse ne olur, içindekiler değişmiyorsa?
Her şey yerli yerinde ama hiçbir şey tam yerinde değil gibi…
Sanki birileri uzaktan kumanda ile hayatı ileri sarıyor ama sen hep “pause”dasın.
Sıkılıyorum.
Ama bu sıradan bir boşluk değil.
Bir şey yapmak istiyorum ama ne olduğunu bilmiyorum.
Yapılacaklar listesi var, ama içimden hiçbiri gelmiyor.
Ne dizi izlemek keyif veriyor, ne dışarı çıkmak cazip geliyor.
Sanki ruhum, kendi içine kapanmış ve anahtarı dışarıda unutmuşum.
İnsan sıkıldığında bazen kendine bile tahammül edemez.
Aynaya bakmak istemez, odasında kalmak istemez, ama dışarı da çıkmaz.
Bir “arayışsızlık” hali…
Ne istiyorum bilmiyorum, ama böyle olsun da istemiyorum.
Belki de en çok bu duyguda yoruluyoruz.
Yapacak hiçbir şey bulamamak değil mesele,
Hiçbir şeyin anlamlı gelmemesi…
Her gün birbirine benziyor ve ben artık kendi günlerime bile yabancılaştım.
Sanki hayat, uzaktan baktığım bir şey olmuş.
İçinde değilim.
Dışındayım.
Ve o dışarıdan izlemek duygusu...
Bir parça acı, bir parça çaresizlik.
Ama belki de bu sıkıntının bir anlamı vardır.
Belki içimizin sustuğu bu anlarda kendimizi yeniden kurarız.
Belki de bu boşluk, bir şeylerin yerini açmak içindir.
Bazen hiçbir şey yapmak istememek de bir sinyaldir:
“Şu an iyileşiyorsun. Zoraki değil, içten gelen bir şeyle harekete geçeceksin.”
Şimdi hiçbir şey yapmak istemiyorsan, yapma.
Zorla üretme, zorla gülme, zorla mutlu olmaya çalışma.
Bu da geçecek.
Çünkü hiçbir duygu sonsuza kadar sürmez.
Bugün sadece otur.
Kendini suçlama.
Sıkılmak da bir duraktır.
Belki bu yazı da senin gibi birine ulaşır…
Ve ikiniz de bilirsiniz:
Sadece sen değil, hepimiz bazen sıkılırız.
Ve bu da çok insani
bir şeydir.
Sesli olarak dinlemek isterseniz 👇🌿

Böyle hissettiğin günlerde inci kolyeyi düşünmeli. Aynı ipte, birbiri
YanıtlaSilardına dizili, eş görünen inciler… Fakat her biri çok değerliler. Tıpkı
uyandığımız her gün gibi…