Bazı kitaplar vardır,
okuduktan sonra bir süre susmak istersin.
Bir şey demeye kıyamazsın… Çünkü kelimeler yetmez.
"Kürk Mantolu Madonna" da işte tam olarak böyle bir kitap.
Sabahattin Ali, satırların arasına sadece bir aşk değil;
bir yalnızlık, bir içe kapanış, bir “anlatamama” sancısı gizlemiş.
Raif Efendi’yi ilk tanıdığımızda sıradan bir memur gibi görünür bize.
Sessiz, silik, gölgelerde yaşayan bir adam...
Ama satırlar ilerledikçe anlarız ki,
onun taşıdığı sessizlik, aslında dünyaları susturacak kadar derindir.
Ve içimiz sızlar.
Çünkü hepimiz bir yanıyla Raif Efendi gibiyizdir.
Duygularımızı söyleyememiş, sevdiklerimizi kaybetmiş,
ve çoğu zaman içimizde taşıdığımız hikâyeleri anlatamamışızdır.
Ve sonra Maria Puder girer hikâyeye.
Güçlü, özgür, kırılgan ama dirençli bir kadın.
Aynı anda hem çok uzak, hem çok yakındır Raif Efendi’ye.
Aşkları, zamansızdır…
Birlikteyken bile ayrıdırlar.
Birbirlerine en çok ihtiyaç duydukları anda,
kaderin incecik iğnesiyle birbirlerinden yavaşça sökülürler.
Bu kitap, büyük bir aşkı anlatır gibi görünse de,
aslında insanın iç dünyasında yıllarca taşıdığı sessiz çığlıkları fısıldar bize.
Bir hayatın nasıl da usulca harcanabildiğini,
bir sevdanın nasıl da içe gömülüp orada susturulduğunu gösterir.
Kitap bittiğinde, Raif Efendi’nin yalnızlığı içimize çöker.
Ve sanki kendi içimizde sakladığımız bir "Maria Puder"e selam veririz.
Sözünü edemediğimiz duygular,
belki de bu kitapla dile gelir ilk kez.
"Kürk Mantolu Madonna", aşkı değil,
aşkı yaşayamadığımız hâlleri anlatır.
Ve biz,
suskun bir Raif Efendi gibi,
içimizden geçenleri satırlara emanet ederiz...
Sesli olarak dinlemek isterseniz 👇

Yorumlar
Yorum Gönder