Belçika’ya taşınalı altı yıl oldu. İlk geldiğimizde içimiz umutla doluydu. Daha huzurlu, daha düzenli, daha güvenli bir yaşam kurma hayaliyle yerleştik buraya. Avrupa'nın kurallı yapısı, sokakların temizliği, insanların birbirine olan mesafeli ama saygılı yaklaşımı bizi etkilemişti.
Ama zaman geçtikçe bu güzel tablonun içinde beklemediğimiz çatlaklar oluşmaya başladı.
İki kez telefonum çalındı. Oğlumun scooter’ı bir günde kayboldu. Aynı zamanda bir zorbalık söz konusu oldu. Ve üzülerek söylüyorum ki, bu olaylarda karşıma çıkan kişiler hep aynı kültürel arka plandan gelen gençlerdi. Arap kökenli göçmenler.
Burada durup net bir şey söylemek istiyorum:
Asla genelleme yapmıyorum. Her toplumda iyi de var, kötü de.
Ama bazı gerçekler var ki yaşanmışlıklarla şekilleniyor.
Benim başıma gelenlerin, komşularımın, arkadaşlarımın yaşadıklarının büyük kısmı hep aynı profilden çıkıyor.
Ve insan ister istemez soruyor:
Neden bu kadar saygısızlık, bu kadar vurdumduymazlık, neden hep aynı yerden çıkıyor?
Burada kimseyi aşağılamak, toplumları karalamak gibi bir derdim yok.
Avrupalılarla bu tür sıkıntılar yaşamadım. Hatta çoğu zaman daha nazik, daha dikkatli oldular.
Ben Avrupa’ya kızgın değilim, aksine düzenlerine saygı duyuyorum.
Ama bu düzeni bozan, kurallara uymayan, yaşadığı ülkeye saygı göstermeyen bazı insanlar bu dengeyi mahvediyor.
Ve yine altını çizeyim:
Bu insanlar “hepsi” değil. Ama “geneli” ne yazık ki bu sorumluluğu taşımıyor.
Dış görünüşle değil, davranışla konuşuyorum.
Kimse kimsenin ülkesine gidip toplum düzenini bozmaya hakkı yok.
Biz gurbetçiyiz ama aynı zamanda birer misafiriz.
Misafir ev sahibine saygı duymalıdır. Tersi olduğunda sadece insanlar değil, değerler de kayboluyor.
Sizce yaşadığı ülkeye uyum sağlamak bir tercih midir, yoksa bir sorumluluk mu?

Yorumlar
Yorum Gönder