Kendine Gelmek

Bazen her şey çok fazlalaşıyor. Sesler, görüntüler, sözler, beklentiler... Hepsi üst üste yığılıyor gibi. İnsan kalabalıkların içinde yürürken kendi ayak sesini duyamıyor artık. Gözünü bir yere dikiyor ama gerçekten baktığı yok. O an orada mı, yoksa geçmişte mi takılı kaldı, ya da zihni çoktan geleceğe mi kaçtı — belli değil. İşte o zaman bir şeyler kırılıyor içinde, duyulmayan bir ses başlıyor: “Dur. Biraz dur. Kendine gel.”

Kendine gelmek… Ne tuhaf bir ifade değil mi? Sanki başka yerdeydik de geri çağrıldık gibi. Ama aslında öyle. Çoğu zaman orada değiliz. Bulunduğumuz yerde değiliz, hissettiğimiz duyguda değiliz, söylediğimiz sözde değiliz. Zihin hep bir adım önde, bazen de çoktan geçmişte. Ama bedenimiz şimdide. Ruhumuzsa oraya mı ait, buraya mı belli değil. Bu yüzden insan, bir noktada içe dönmek zorunda kalıyor. Dış dünya ne kadar çekici, meşgul edici ve hızlı olursa olsun, iç ses bir şekilde yolunu bulup kendini hatırlatıyor.

İçine dönmek, sessizlikle dost olmak demek. Korkutmamalı bu sessizlik. Çünkü ancak sustuğunda duymaya başlıyorsun aslında. En çok da kendi kalbini. O hep konuşuyordu, sen sadece kulak vermiyordun. Her şeyin biraz azaldığı, hızın yavaşladığı bir an… İşte orası seninle en çok karşılaştığın yer. Dış sesler sustuğunda içindeki gerçek yankılanıyor. Ne istiyorsun, neden yoruldun, seni ne incitti, nereye gitmek istiyorsun… Bütün cevaplar orada, hep oradaydı.

Ve sonra fark ediyorsun: Anda kalmak, hiçbir yere gitmemek değil. Tam aksine, bulunduğun yerde derinleşmek. O anın içine kök salmak. Kahveni içerken sadece kahve içmek. Yolda yürürken gerçekten yürüdüğünü fark etmek. Karşındakiyle konuşurken o insanı duymak, gerçekten duymak. Kendine “Nasılsın?” diye sormak, ama bu kez geçiştirmeden, samimiyetle dinlemek. Dış dünyada ne kadar şey olursa olsun, asıl mesele içindeki sessizlikle baş başa kalabilmek.

İnsan her şeyden kaçabilir ama kendinden değil. Ve ne zaman durup içine baksa, aslında aradığı her cevabın en başından beri orada olduğunu fark eder. Birinin onu tamamlamasını değil, kendini tamamlamayı özlediğini... Koşturdukça değil, durdukça toparlandığını... Dolu oldukça değil, sadeleştikçe güçlendiğini...

Hayat hızlı. İnsanlar telaşlı. Dünya çok gürültülü. Ama sen her şeyin içinde kendi sesini duyabildiğin sürece, yolunu kaybetmiş sayılmazsın. Kendine dön. Biraz dur. Derin bir nefes al. Ve sadece olduğun yerde ol. Çünkü bazen iyileşmek, sadece şu anda kalmakla başlar.

Yorumlar