Bazen bir fincan kahve, yılların yorgunluğunu anlatır.
Bir masanın başında, karşılıklı otururken aslında sadece kahve içmeyiz; suskunluklarımızı, kırgınlıklarımızı, hatta bazen kendimizi dökeriz fincana.
Eskiden ne çok buluşurduk...
Bir kahve, belki iki küçük kurabiye, biraz da zaman...
Kimi zaman kahkahalarla taşan, kimi zaman gözyaşlarına eşlik eden sessiz sohbetler.
Ama hepsi aynı masaya sığardı bir şekilde.
Şimdi o masalar boş.
O masalarda oturan bizler değiştik, yer değiştirdik belki.
Kimi şehirler araya girdi, kimi hayatlar yön değiştirdi.
Ama o masalarda bıraktığımız şeyler hâlâ orada gibi hissediyorum.
Birbirimizin gözlerinde okuyabildiğimiz şeyler vardı.
Cümleye gerek kalmadan anlaşılan hisler…
Bir fincanın dumanında saklı kalan o “iyi misin?” sorusu, cevap beklemeyen ama anlayan bakışlar…
İşte en çok da onları özlüyorum.
Kahveyle gelen o küçük zaman diliminde, hayat bazen dururdu.
Gün koşturmacasında mola vermek, dertleri az da olsa hafifletmek için bir vesileydi o kahve.
Ama asıl kıymetli olan, yan yana olmaktı.
Kahvenin tadını güzelleştiren şey, yanındaki dostun gülümsemesiydi.
Şimdi her fincan kahvede biraz özlem var.
Birlikte içilenlerin hatırası, sessizce içilenlerin burukluğu…
Kimi zaman bir fotoğrafa bakarken, kimi zaman eski bir şarkıda o masa geliyor gözümün önüne.
Ve anlıyorum ki, bazı sohbetler bitmez, bazı insanlar gitmez; sadece başka zamanlara, başka masalara bırakılır.
Belki bir gün, yine o kahve masasında buluşuruz.
Yarım kalan kahkahalar tamamlanır, eksik cümleler yerini bulur.
Ama o güne kadar, bıraktıklarımızı içimde saklamaya devam edeceğim…
Sesli olarak dinlemek isterseniz 👇

Yorumlar
Yorum Gönder